8/1


Is this desire?

PJ Harvey

Pj Harvey zamanımızın en yetenekli, bir o kadar da derinlemesine kimliklerden biri. Köylü kız, kaleme aldığı sözlerinde sürekli dinleyene başka dünyalardan seslenip, yarattığı armoniye dahil ediyor. Patti Smith'in 90'lara olduğundan daha katmanlı yansımasıdır. Tek şansızlığı Bjork engeli gibi sunulsa da iş sahiciliks e Pj maçı alır. Tüm 90'lar boyu boşlukları dolduran bir elin parmağı kadın şarkıcıdan biri olarak yatay hayatı dikey hayata tercih edenlerin başucu ismi olmuştur her daim. Dry - Rid of Me - To Bring You My Love - Is This Desire? - Stories from the City, Stories from the Sea - Uh Huh Her... Her albümü ile kendi de büyüyen, mükemmel bir şarkıcı ve ozan geleneğinin yüzakı isimlerinden olan, güzellikse olduğum gibiyin diyen Pj olduğu gibi kalacağının sinyallerini doğarken vermiş olmalı.

Arcade Fire

Arcade Fire

Arcade Fire nerden? Kanada'dan. Daha evvel ne yaptılar? Sadece tek bir albümle, hatta tek bir 45'likle önce sıkı müzisyenlerin daha sonra müzik basınının göz bebeği oldular. Debut albüm aslen 2 sene evvel çıkmasına rağmen, raflarda 1 sene boş boş alıcı bekledi. Şüphesiz yılın en iyi albümü onlara aitti. Time'a bile kapak oldular. Komşuluk ilişkileri, tanrıyla olan ilişkileri, ilişkilerle olan ilişkileri derken, mükemmel orkestrasyon ile ilk albümle baş-ya-pıt'larını çıkardılar.

MP3: Arcade Fire - Rebellion (Lies)

best of 2006

Antony

1. i am a bird now - Antony And The Johnsons
2. Wind In The Wires - Patrick Wolf
3. Here Come The Tears - The Tears
4. Crying Room - Perry Blake
5. Funeral - Arcade Fire
6. A River Ain't Too Much to Love - Smog
7. Arular - M.I.A.
8. Aerial - Kate Bush
9. Silent Alarm - Bloc Party
10. The Back Room - Editors
Want Two - Rufus Wainwright | Illinois - Sufjan Stevens

MP3: Patrick Wolf - Wind In The Wires

The Auteurs

Luke Haines

İlk ablüm New Wave ile gelen Mercury Music prize adaylığı The Auteurs'e dönemin magazinlerinde yeterince yer ayarlarken Luke Haines'in parlak zekasıyla verdiği demeçler entelektüel popun zirvelerinden kabul ediliyordu. 90'lı yılların başında, ismi sıklıkla Mercury'i kaptırdığı Suede ile anılan ekip yine Suede'in başı çetiği glam canlanmasının da baş aktörlerinden biriydi. 3 dakikalık pop şarkıları ile hünerini tüm adada dolaşıma sokan The Auteurs beklenen çıkışı sonraki yıllar yakalayamasa da müziğe Luke Haines gibi ironi ustası, politik bir solist bıraktı.
Haines solo albümlerinin yanında; Baader Meinhof ve Black Box Recorder gibi yine mükemmel gruplarla yoluna devam ediyor.

93 yılı Mercury listesinde yer alan gruplar şöyleydi:
Suede - Suede
The Auteurs - New Wave
Apache Indian - No Reservations
Gavin Bryars - Jesus' Blood Never Failed Me Yet
Dina Carroll - So Close
PJ Harvey - Rid Of Me
New Order - Republic
Stereo MC's - Connected
Sting - Ten Summoner's Tales
Stan Tracey - Portraits Plus

MP3: The Auteurs - How I Learned To Love The Bootboys

Suede

SuedeSuede

MP3: Suede - The Big Time

Suede: Kaygan, yumuşak, kışkırtıcı cinsel kimlik

Yahya Madra / 1993 / Stüdyo İmge


Grup adını Morrissey'in ilk solo 45'liği mükemmel bir parça olan 'Suedehead'den almış. Herkes onların 1987'de The Smiths'in bıraktığı yerden yola devam ettiklerini söylüyor. Basın, özellikle Brett Anderson'un (grubun vokalisti) deyimiyle 'sol' basın, başından beri arkasında oldu Suede'ın. Hem de insanı şüpheye düşürecek kadar. Melody Maker, daha ilk kayıtlı ürünleri 'The Drowners' çıkmadan iki hafta önce kapağından patlattı haberi: Britanya'nın en iyi 'yeni' grubu. Grubun canlı gösterilerinden heyecanlanılarak alınan bu karar Suede için bir dönüm noktası oldu. Melody Maker'ı NME izledi. 'The Drowners' 45'liğini ise 'Metal Mickey' 45'liği izledi. Birbirinden başarılı canlı gösterilerinden birine gelen Morrisey, Amerika'da grubun 'My Insatiable One' adlı şarkısını yorumladı.



MORRISSEY, DAVID BOWIE BAĞžI

Suede'in Morrissey'le olan ilişkisinin yoğunluğu bir gerçek ama ilişkinin içeriği konusunun iyice su yüzüne çıkarılması gerekli.

Yüzeydeki benzerliklerinden derine doğru gidelim. Smiths de, Suede de İngiliz ya da Britanyalı. Suede, glam-rock diye adlandırılan bir müzik yapıyor. Morrisey de son uzunçaları 'Your Arsenal'de bu çizgiye oldukça yaklaştı. Morrissey ayrıca, adı geçen uzunçalarında Mick Ronson adlı bir gitarist ile çalıştı. (1)

Morrisey, T.Rex ve Bowie düşkünlüğü içinde yarattığı bu son uzunçaları için işbirliği yapmış usta gitarcı Ronson ile, işte Brett Anderson, Morrissey'le bu David Bowie T.Rex düşkünlüğü bağlamında da kesişiyor. Q dergisinde yayınlanan resimlerde Brett Anderson'un odasının duvarlarında cinsiyetsiz Bowie'nin posterleri yer almakta. Düşünceli ve yalnız bir duruş içinde alıcıya bakmaktan kaçınan Anderson, Bowie'nin 'en iyi' dönemine değin – 'Low' uzunçalarına- bir poster önünde oturuyor. Doğallıkla oda, düşünceli yalnız, utangaç, cinsiyetsiz gibi sözcükler bizi Morrissey'i sarmalayan o öznel dünyanın sınırlarının içine sokuveriyor.



CİNSELLİK, CİNSİYETSİZLİK, EŞCİNSELLİK, ÇİFT CİNSİYET

Bowie'nin çift cinsiyeti, cinsel karmaşası üzerine Dick Hebdige'in önemli bir saptaması vardı. (2) Hebdige, Bowie'nin gençleri cinsel karmaşalar içinde bir dünya'ya çekerek bu mikro evren içinde öznel sorunların yumakları araında çırpınmanın müziğini yaptığını belirttikten sonra, bu kaçışı örnekleyerek gençleri toplumsal bilincin çok uzağına, öznel ve kişisel tanımsızlıkların derinliğine yönlendirerek kapitalizme ve sermayeye edilgen ve suskun bir gençlik çizerek yardım ettiğini belirtiyor. Bu tartışılabilir olduğu kadar temel düşünce açısından oldukça ilginç ve belki de bir yere kadar doğru bir saptama. Ancak benzer bir saptamayı bugün için yapmanın ne kadar doğru olduğu konusunda çok kuşkuluyum.

Bu kuşkularımı açıklamak için sanırım en baştan başlamalıyız. Popüler müziğin kısa tarihine bakarsak, cinsel seçimlerin sanatçı istese de istemese de bir biçimde ön plana çıktığını görüyoruz. Bu aslında çok basit bir koşutluğun sonucu. Tüketim ekonomisinin ateşlendiği dünyamızda, bir tüketim maddesi ve sanat ürünü olmanın olgusunu güçlendirmenin yolunun tüketiciyi zayıf noktalarından vurmaktan geçtiği herkesce bilinen bir gerçek. Bunun bilincinde olmanın çoklukla işe yaramadığı da bir başka gerçek. Koşutluk işte bu nokta da oluşuyor. Cinselliğin tabu yıkmak adı altında sömürüsü ile tüketim uğruna anlık hazların sömürüsünün koşutluğu.

Bu noktada artık cinsel tabuları yıkarak körüklenen tüketim sonucunda tabular yıkıldıkça temel değerleri yıkılan köhne ahlakî bir baskıcı koşullanmışlıklar düzeninin –ki bu, tüketim düzeninin önemli bir savunucusudur- bir paradokslar düzeni olduğunu söyleyebiliriz.

Pop sanatçıları sanatçı oldukları kadar da birer tüketim ürünüdürler. Pazarlanmaları, doğallıkla, cinsellikleri dolayımıyla olacaktır yoğun olarak. Bu bir gerçek. Üstelik kaçınılamayan bir gerçek. Bunun dışında örnekler de var, hem de sayısız. Ama bu bağlamdaki örnekler de azımsanmayacak kadar çok. Bu gerçekleri ayrımsayan sanatçı, bunun hesaplaşmasına girer doğallıkla.

İşte hiçbir zaman bunun hesaplaşmasına girmediği için kendi kimliği dışında bir tavrı, machoism'i, benimsediği için sanatında, Freddie Mercury'nin AIDS'den ölmesinin tarihsel bir önemi yoktur. –Elbette sanatçının seçimidir, cinsel yaşamın özünü yadsımasının çarpıklığı da var- Doğallıkla Dick Hebdige'nin yargısının bugünkü Sürekliliğini olumsuzlayacak bir diğer önemli tarihsel gerçek de dünya'nın defterine giren AIDS gerçeğidir. Çünkü bugün artık kapitalist düzenin yitirdiği değerlerin boşalması ile oluşan özgür ortam yeniden kazanılmışır.

Kapitalist düzen tarafından AIDS sonrası dünya da artık istenen tip, yalıtılmış, deneyimlerle güçlenmemiş, kişiliksiz, yalnız ve toplumsalın gerçekten dışında bir tiptir.

İşte Suede böyle farklı bir ortamda Bowie'nin yaptıklarını yaptığı için önemlidir. Çünkü o zaman ahlak kurallarını yıkmak tüketimi körüklediği için düzenin onayladığı bir şeydi. Oysa bugün artık düzen, ahlak kurallarının yıkılmasının kendi içini boşalttığını bildiği için karşı çıkıyor buna. Böylece Bowie ile aynı şeyleri yaptığı halde Suede toplumun ve düzenin karşısında konumlanıyor. Ancak Morrissey'in aksine ve yukarıdaki düşünceleri tamamlarcasına yalnızlığı yüceltmiyor Suede. Tam tersine, yalnızlığın korkunçluğundan dem vuruyor. Ve yine, Morrissey'in aksine cinsiyetsiz olduğunu söylemiyor ve insanı ortada bırakırcasına ekliyor. 'Ben hiç eşcinsel deneyim yaşamamış bir çift cinsiyetliyim.'



BRITS ÖDÜL TÖRENİ

Suede'i ilk kez geçenlerde TV'de yayımlanan Brits Ödül Töreni'nde gördüm. Oldukça rahatsız ediciydiler. Brett Anderson, eşcinsel erotizmini açıkça yansıtan dantel işlemeli ufacık gömlek gibi bir şey giymişti. Düşük belli pantolonu, garip kıvrımlarda dans eden çıplak tors'unu iyice açığa çıkartıyordu. İngiliz Müzik Aristokrasisi'ne arkasını dönerek sürdürdüğü dansı öylesine bulunduğu mekânın dışındaki bir tavrı simgeliyordu ki, kıçını dönmesine bile gerek yoktu siktir çekmesi için. Müzik oldukça devinimli idi ve bence yukarıda sözü edilenlerin dışında çok fazla benzerlik yoktu. Söylenen şarkı, 'Animal Nitrate'di (Son 45'lik. Listelere 5. Sıradan girdi)

Bir yazarın dediği gibi, olabildiğince çağdaş olan tını belki de biraz Morrissey'in çığlıklarını anımsatan vokallerle birleşince oldukça etkileyici oluyor.



NEDEN BU KADAR ÖVGÜ?

Sex Pistols ve Smiths'den bu yana gerçekten kişilikli, ön plana çıkan pop sanatçıları çıkaramayan İngiliz basını Stone Roses'da yıkılan hayallerinden dolayı ve son bir iki yıldır ortalığı dolduran pasif ve sıkıcı 'grunge' akımlarından oldukça sıkılmış olmalılar ki, epeydir gerçek heyecanı arıyorlardı. Suede sanırım onlara bunu verdi.

Nisan ayında çıkacak olan ilk uzunçalarları yoğun bir ilgi ile bekleniyor. Grubun utangaç gitaristi Bernard Butler biraz Smiths'in gitaristi Johnny Mar'ı andırıyor. Brett Anderson'un çocukluktan tanıştığı basçı Matt Osman da diğerleri gibi sıkıntılı bir gençlik ve çocukluk geçirmiş; bu arada doğal olarak hepsi işçi sınıfı çocukları. Brett Anderson gençken toplumsal şiddeti ve kalabalığı ensesinde hissetmiş hep. Birkaç ayrı konuşmada takımları bir demir boru ile kıstırılıp hastaneye kaldırılmak zorunda kalan bir arkadaşından sözediyor hep. Belki biraz kadınımsı tavrını bir erkek faşizmine, şiddetine karşı bir başkaldırıda aramak gerekli. Davulcu Simon Gilbert raslantıyla dahil olmuş gruba. Brett Anderson'un grubun glam tarzında çalışmasının da raslantısal olduğunu söylüyor.

Suede bugününde oturtuğu ve kesinlikle rastlantısallığın kaygınlığını taşımayan sağlam temelleri ve cesur tavrı ile yarın hakkında insana oldukça inandırıcı bir selam veriyor.


Dipnot:

1)Mick Ronson kişiliği oldukça önemli, 'Ziggy Stardust' dönemi David Bowie'ye tınısal alt yapıyı kuran ama sonradan uyuşturucu, içki, kısırlık üçgeni içinde unutulmuş bir sanatçı. Ronson.
2)Gençlik ve Altkültürleri Dick Hebdige. İletişim Yayınları.

Suede: Pop Endüstrisinin Şişirdiği Bir Balon

Halil Turhanlı

Çalıntı - 07 Ağustos 1993

Suede İngiliz pop basınını son aylarda göklere çıkardığı bir topluluk. Henüz ilk albümlerini gerçekleştirmeden birçok dergiye kapak olmayı başarmışlardı. Daha bir buçuk yıl önce ikinci sınıf bir "support" topluluğuydular. Adları biraz daha duyulmuş toplulukların "alt grubu" olarak küçük salonlarda çalıyorlardı. Fakat kısa sürede ulusun gözdeleri oldular. Nasıl başardılar? işte yakıcı soru...

Oysa, Suede'de yeni ve özgün olan hiçbir şey yok. Daha doğru bir deyişle, sahip oldukları her şey 1970'lerden intihal edilmiş. Yeni stil (ler) yaratmadılar. Sadece, Bowie ve Bolan'ın yıllar önce ( ses ve görüntü olarak) yarattıklarını çaldılar. (Aynca, vokalist Brett Anderson'un perçemini bir başka 1970'ler ikonundan, Bryn Ferry'den çalmış olduğunu unutmayın.) Tüm bu plagarizma bir de 1980'lerden Smiths taklitçiliğini ekleyin. (Brett Anderson, bir zamanlar Morrissey'i de eğitmiş olan Tona de Brett'den vokal dersleri almış).

Suede'nin başarısının sırrı kolay anlaşılır olması. Aklı ve belleği hiç yormaması. Hemen belleğe yerleşen imaj (gençler onları dergi kapaklarında gördüklerinde ilk bakışta aşık oldular) ve kolay akılda kalan melodik pop tonlan ( Suede'nin müziği şurup gibi tatlı ve yapışkan. 1970'lerin bir başka özelliği). Suede'in gösterişli imajı, gerçekte birçok sözümona "alternatif" ingiliz topluluğunun ortak özelliği ve grungeslacker topluluklarının "scruffy" stillerinin tam karşıtı.

Tüm aksi savlara karşın, Brett Anderson ve kumpanyasının cinsel kimlikleri de müphem değil. O dahi gayet kolay anlaşılır. Anderson, çok satan müzik dergilerinden birinde kendisini "hiç cinsel deneyim yaşamamış bir biseksüel" olarak tanımlıyor, gay klüblerine arasıra da olsa yolu düşüp düşmediği sorulduğunda ise "birçok şeyi sadece kuramsal olarak" yaptığını ve "1990'ların ürünü" olduğunu söylüyordu. Ayrıca Anderson, grunge'ı "baskıcı biçimde eril" olmakla suçluyor. Fena halde yanılıyor. Çünkü grunge, masculline fakat macho değil. (İkisi arasındaki fark bir başka yazının konusu). Üstelik, örneğin Kurt Cobain ve Bob Mould gibi grunge ikonları cinsel kimlikleri ve yerleşik erkeklik anlayışını Brett Anderson'dan çok daha fazla sorguluyorlar.

Eğer rock'ı gerçekten seviyorsanız Suede'i sevemezsiniz. Çünkü bu toplulukta hiçbir aşırılık yok. Suede, hiçbir risk almadan, elindeki bütün kartlarla çok "sağlam" oynuyor. Her şeyiyle çok temkinli, çok mutedil. Cinsellik de dahil. Aynı tavrı sizlere de öğütlüyor. "Hiçbir cinsel deneyim yaşamamış" ya da "birçok şeyi sadece kuramsal olarak" yaşamış olduğunu söyleyen Brett Anderson gerçekte post-aids cinsellik anlayışını vaz ediyor. Anderson'a inanırsanız pek fazla seçeneğiniz yok: Perhiz ya da mastürbasyon.

Suede aşırıklardan kaçınma çağına denk düşen bir topluluk. Daha doğru bir anlatımla, haz ilkesinin sıfır noktada dondurulmak istendiği bir dönemin sözcüsü. (Kısa sürede böylesine popüler olmalarına hala şaşıyormusunuz?)

Smiths, 1980'lerin en iyi satan "indie" topluluğuydu. Dagılmalarının hemen ardından İngiliz pop endüstrisi, "Smiths'den bu yana en iyi" arayışına girmişti. Daha açık bir anlatımla, bu etiketin verilebileceği bir topluluk acilen yaratılmalıydı. Önce Stone Roses geldi. Gelmeleriyle gitmeleri bir oldu. Onları Happy Mondays izledi, ingiliz pop endüstrisini temsil edebilmenin önemli bir koşulu eksikti onlarda: Snob değillerdi, tam aksine çok kabâsabaydılar. Sonra, sound'ları birbirinin aynı olmaktan başka hiçbir meziyetleri olmayan bir dizi Manchester topluluğu gelip geçti. (Fall'un diğer Manchester topluluklan arasında özel bir yeri olduğunu kabul etmeliyiz). Endüstri ve medya, pop tüketicisine her üç-dört ayda bir Smiths'in yerine koyabileceği bir "alternatif" takdim etti. Sundays, Ride, Denim ve daha niceleri... Hiçbirinin şansı Suede kadar yaver gitmedi. Kuşkusuz, bu noktada John Best adlı tanıtımcının hakkını da teslim etmek gerekiyor. Best, Suede için olağanüstü bir tanıtım kampanyası yürüttü. Nitekim, bu başarısından dolayı plak şirketlerinin sesi Music Weekly'nin yılın en iyi kampanyası ödülünü kazandı.

Suede'nin böylesine ustaca pazarlanmasının ardında bir neden daha var. ingiliz plak endüstrisi bir süredir grunge istilasına karşı barikat kurmaya çalışıyordu. Diğer bir anlatımla, Amerika'dan hayli sert esen grunge rüzgarının hızını kesecek bir dalgakırana ihtiyaç vardı. Bu da, "Smiths'den bu yana en iyi" arayışlarını hızlandırdı. Suede, dalgakıran misyonunu da üstlenmiş görünüyor, ingiliz pop basını Suede'nin son Amerika turnesinde büyük ilgi gördüğünü yazıyor. Fakat, Amerika'daki Suede dinleyicisinin Ingiltere'dekilerden de yaşça daha küçük (yirmi altı yada biraz üstü) olduğu unutulmasın. Bu kitle, grunge dinleyecisinden, slacker'lardan çok farklı. Aslında bu iki dinleyici kesiminin yollan çok önceden ayrılmıştı. Sorun, Bowie ve Iggy "iguana" Pop arasında yapılacak bir seçim sorunuydu. Bowie'yi seçenler Suede'e, tercihlerini Iggy Pop lehine yapanlar ise grunge'a vardılar.

Suede, tıpkı kendisinden önceki Smiths gibi, katışıksız bir ingiliz topluluğu. Dolayısıyla, Smiths ile birlikte onları "patriotic pop" denilen torbaya atan eleştirmenler hiç de haksız sayılmazlar. Fakat bu torbada bir süre kapalı kalmanın tehlikesi var. Çünkü, torba açıldığında içinden "jingoism" çıkıyor. O halde, işlerin nereye varabileceğini şimdiden kestirebiliriz. Örneğin, Suede bu yıl, Thatcher döneminde yıldızı pek parlayan Jonathan King'in ya da bir başka "true bule"nun (koyu muhafazakarın) elinden ingiliz plak endüstrisinin ödülü Brits Awards'u (yılın en iyi yeni topluluğu dalında) alabilir. Hatta birkaç yıl sonra Brett Anderson, ingiliz bayrağına sarınarak sahneye çıkabilir ve skinheadlerin duygularını okşayan şarkılar söyleyebilir. (Morrissey bunu iki yıl önce Londra'da bir açık hava konserinde Madness'dan önce sahneye çıktığında yapmıştı. "Union Jack"a sımsıkı sarılmış olarak (National Front Disco) adlı şarkısını söylemişti. Madness
gibi skinhead izleyicileri olan bir topluluğun konserinde yapmış olduğu için oldukça da tehlikeli bir oyundu bu).

Kimsenin hakkını yemek niyetinde değilim. Morrissey, tıpkı büyük hayranlık duyduğu Oscar Wilde gibi, bir Snob. Brett Anderson ise sadece bir dandy. Dizayn edilmiş kibir. Üstelik, Morrissey ve Marr ikilisi Anderson ve Bernard Butler ikilisinden çok daha yetenekli birer şarkı yazarıydılar.

İngiliz pop endüstrisinin gururu Suede'i sevmeyen ingilizler de var elbette. Örneğin, yıllardır radyoda sunduğu programlarında alternatif rock toplulukları arasında gerçekten en iyileri ayıklamada haklı bir ün kazanan John Peel, Suede'i hiç önemsemiyor.

Radikal Riot Grrl akımının İngiltere'deki sözcüleri anarko Huggy Bear topluluğu, Suede ile aynı plak şirketinin çatısı altında yer almak istemiyor ve bunu sözleşme koşulu olarak dayatıyor.

Suede'i bir rock topluluğu saymak olanaksız. Suede bir pop fenomeni de değil. Yalnızca endüstrinin şişirdiği bir balon. İngiliz pop basınının, endüstrinin şişirmiş olduğu bu balonu yükseklerde uçurtmasının anlaşılır nedenleri var. Hatta, Türkiye'de Walkman ya da Blue Jean gibi teenage dergilerinin bu topluluğa yer vermelerinin de anlaşılabilir nedenleri var. Anlaşılamaz olan, "Türkiye'nin tek rock dergisi"nin bu mickey mouse topluluğu çok kısa bir süre önce kapak yapmış olması. Birileri gayet şık ambalaj içinde sizlere defolu mal pazarlamak istiyor.

Dikkat edin...




© 2006 8/1 | Loves Brett Anderson++